Gözünüzü diyabetten koruyun
Dünya genelinde kalıcı görme kaybının en büyük nedenlerinden biri de diyabet. Ülkemizde yaklaşık 10 milyon kişi diyabet ve bu hastalığın beraberinde getirdiği komplikasyonlarla mücadele veriyor. Hastalığın göz sağlığı üzerine olumsuz etki ettiğini hatırlatan Dünyagöz Hastaneler Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Numan Alp, diyabetik retinopatinin erken teşhis ve düzenli takiple durdurulabileceğini söyledi.
Modern yaşamın getirdiği beslenme alışkanlıkları ve azalan fiziksel aktivite, diyabeti toplumsal bir sağlık sorunu haline getirdi. Sinsice ilerleyen hastalık, çoğu zaman fark edilmeden vücutta kalıcı hasarlara yol açıyor. Özellikle kan şekeri kontrol altına alınmadığında, kalp ve böbrekler gibi hayati organların yanı sıra göz sağlığı da ciddi risk altına giriyor. Günümüzde diyabet, önlenebilir körlük nedenleri arasında giderek daha üst sıralara tırmanırken, erken tanı ve düzenli takip her zamankinden daha büyük önem taşıyor.
Dünyagöz Hastaneler Grubu Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Numan Alp, diyabetin göz sağlığını da olumsuz etkilediğini belirterek, erken teşhis ve düzenli takip uyarısı yaptı.
Diyabetin gözün arka kısmındaki sinir tabakası olarak bilinen retinadaki kılcal damarlara hasar vermesi sonucu diyabetik retinopati isimli bir hastalığın meydana geldiğini anlatan Prof. Alp, hastalığın en korkutucu yönünün başlangıç evrelerinde hiçbir belirti vermemesi olduğunu söyledi. Diyabet süresi uzadıkça riskin arttığını ifade eden Prof. Alp, “Hastalık ilerledikçe bulanık görme, uçuşan siyah noktalar, görme alanında karanlık bölgeler veya renklerin soluklaşması gibi şikayetler ortaya çıkıyor. Çoğu kez bu belirtiler hissedildiğinde, hastalık ileri bir evreye ulaşmış oluyor. Bu nedenle rutin muayenelerin kritik önem taşıyor” diye konuştu.
Hastalığın teşhisinde modern tıbbın sunduğu ileri teknolojik imkanların kullanıldığını hatırlatan Prof. Alp, “Teşhis süreci, hastanın göz bebeğinin özel damlalarla büyütülerek yapıldığı detaylı bir göz dibi muayenesiyle başlıyor. Bu muayene, retinanın genel durumunu gözlemlemek için atılan ilk ve en kritik adım. Eğer bu aşamada damar yapılarında bir bozulma veya sızıntı şüphesi oluşursa, göz anjiyosu olarak bilinen Fundus Floresan Anjiyografi (FFA) yöntemine başvuruyoruz. Süreç, retina tabakalarının mikron düzeyinde kesitlerinin alındığı Göz Tomografisi (OCT) ile tamamlanıyor. Bu sayede görme merkezindeki sıvı birikmesi ve doku hasarları derinlemesine incelenerek, hastaya en uygun tedavi planını kesinleştiriyoruz” şeklinde konuştu.
Diyabetik retinopati ile mücadelenin sadece hastanede bitmediğini hatırlatan Prof. Dr. Alp, en temel tedavinin hastanın kendi yaşam tarzında saklı olduğunu vurguladı.
Hastanede yapılan müdahalelerin yaşam tarzı değişiklikleriyle desteklenmesi gerektiğini hatırlatan Alp, kan şekeri, tansiyon ve kolesterol değerlerinin ideal seviyelerde tutulmasının, görme kaybına giden yolu durdurabilecek etkili bir bariyer olduğuna dikkat çekiyor.