Militarizmin yükselişi ve Avrupa (2)
Târih hakikaten tuhaf bir seyir tâkip ediyor. Bir zamanlar avantaj olan şeyler daha sonra dezavantaj hâline gelebiliyor. II. Umûmî Harp sonrasında kurulan ABD merkezli Dünyâ Sisteminin başına gelenler de böyle. ABD, dünyâ ticâretini Dolar üzerinden şekillendirdi. Doların rezerv para olması, ABD’nin askerî gücünün bir dayatmasıydı. Elbette kendisi de, bilhassa da 1950 ve 1960’larda devâsa bir üretim gücüydü. Ama bununla iktifâ etmiyor; birer üretim üssüne dönüştürdüğü Avrupa ve Japonya’da üretilen
Târih hakikaten tuhaf bir seyir tâkip ediyor. Bir zamanlar avantaj olan şeyler daha sonra dezavantaj hâline gelebiliyor. II. Umûmî Harp sonrasında kurulan ABD merkezli Dünyâ Sisteminin başına gelenler de böyle.
ABD, dünyâ ticâretini Dolar üzerinden şekillendirdi. Doların rezerv para olması, ABD’nin askerî gücünün bir dayatmasıydı. Elbette kendisi de, bilhassa da 1950 ve 1960’larda devâsa bir üretim gücüydü. Ama bununla iktifâ etmiyor; birer üretim üssüne dönüştürdüğü Avrupa ve Japonya’da üretilen artığı da çekebiliyor ve tüketim cennetine dönüşüyordu. 1970’lere kadar bu böyle devâm etti.
AB ve Japon ekonomileri bu farklılıklardan istifâde ederek büyük avantajlar elde ettiler. Hatırlayalım; kısa bir zaman zarfında makine/kimyâ ürünlerinde, otomobil ve otomativde ABD piyasalarında kesin bir Japon ve Alman hâkimiyeti doğdu. Japonya ve 1980-1990 arasında sivrilen Pasifik Kaplanları bu işi Almanlardan bir adım daha ileri götürerek elektronik mühendisliklerinin ürünü olan mallarla ABD piyasalarını ele geçirdi.
Bu arada çok başka bir dinamik devreye girdi. Çin’in, son çeyrek asırdaki yükselişi hem ABD’yi hem de AB’yi vurdu. Emek yoğunluklu sektörlerden başlayarak sermâye ve nihâyet teknoloji yoğunluklu sektörler hızla Çin’e kaymaya başladı. ABD üretim açıklarını kontrol dışı finansal şişmelerle kapatmak istedi. Basılan paralar üretime dönmedi. Daha çok verimsiz ve kırılgan hizmetler sektöründe yoğunlaştı. Dahası ABD ödenemeyecek borçlara sürüklendi.
Hâsılı artık çok köhnemiş bir Avrupa var. Bir gelecekleri olduğunu zannetmiyorum. Militarizm onların en son ve en nâfile umudu. Onunla başladılar; onunla bitirecekler görünüyor.