REKLAM ALANI
REKLAM ALANI

Tedavi için Almanya’dan Türkiye’ye gelmek: Avrupa’nın sağlık sorunu tam bir yürek yarası

Bir dönem Türkiye’den doktorlar çalışmak için Almanya’ya gidiyordu. Son dönemlerde ise Türkiye’deki hastane şartlarından övgüyle bahseden ve kendi ülkeleriyle kıyaslayan Amerikalı, İngilizlerin çektiği videolar var. Ahmet Özay da yaşadığı Almanya’dan tedavi için neden İstanbul’a gelmek zorunda kaldığını yazdı. İstanbul’da dört günlük süre zarfında tam beş doktor muayenesi, iki kan tahlili, iki tomografi, bir sonografi ve bir sanal beyin anjiyosu ile teşhise ulaştım. Almanya’da bırakın 24 saati, 24 günde bile tomografi şansım yoktu. Almanya’da 29 Mayıs’ta randevum var. Anjiyo olmalı mıyım, olmamalı mıyım, 10 ayın sonunda karar verecekler.

  • 11 Mayıs 2026
  • 8 kez görüntülendi.
Tedavi için Almanya’dan Türkiye’ye gelmek: Avrupa’nın sağlık sorunu tam bir yürek yarası
REKLAM ALANI

Avrupa’da doktora gitmek, daha doğrusu gidememek, kelimenin tam anlamıyla bir yürek yarası. Diyelim hiçbir şeyiniz yok. Lakin kendinizi rahatsız hissediyorsunuz. Uzman doktora gitmeniz gerekiyor. Uzmandan genellikle ev doktorunuzun yazılı sevki ile randevu alabiliyorsunuz. Rutin işleyişte mükemmele yakın olan Alman sağlık sistemi, bu noktada bireylerin yaşamı adına büyük riske dönüşüyor.

Zira Almanya’da göz, kalp ve nöroloji gibi alanlarda uzman doktorlardan randevu alabilmek sırat köprüsünü geçmek gibi bir şey. Randevu süreleri 4, hatta 6 ayı bulabiliyor. İnsanı büyük bir belirsizlik ve vesveseye iten bu süre, nerede ne zaman sonlanacağı belli olmayan bir kahır sürecine sizi sürüklüyor.

YAZI ARASI REKLAM ALANI
SİSTEME GÜVENİMİ YİTİRDİM

Avrupa’da son 6 yılda, en iyi arkadaşlarımın da dâhil olduğu 70 dolayında tanıdığımı yitirdim. Yaşadıklarımı yazma gereksinimi duydum.

Son tecrübelerimle Alman sağlık sistemine olan güvenimi yitirdim. Çevremdeki insanların hemen hemen tamamı dünyadan 60 yaşın altında göçüp gitti. Türkiye’de ise sadece belki bir, iki tanıdığım yaşamını yitirdi. Bu orantısızlık bana “Gurbet ve kahır ruhun kanseridir” sözünü düstur edinmeyi öğretti.

CİHAZLARI SINIRLI KULLANIYORLAR

Son iki yıldır kulak, boyun ve yüz ağrıları nedeni ile gitmediğim doktor kalmadı. Tam 5 kez, profesörlerin de aralarında bulunduğu kapıları çaldım.

“İhtimal telefonu yanlış tutuyorsunuz” ya da “Oturmanız sorunlu” dendi. Biraz üsteleyince doktorun biri “Hastada sendrom var” diye raporladı.

Bakırköy’de diş tedavisi esnasında dişçi, “Ahmet Bey, Almanya’da siz hiç doktora gitmiyor musunuz, sol yüzünüzde sinüzit var” demese, hiç ayılmayacaktım.

Oysa Almanya’da ev doktorlarının elinde sonografi, EKG cihazları dâhil, iyi bir donanım var. Lakin sigorta şirketlerinin baskısından ve maliyet kaygılarından dolayı ellerindeki cihazları sınırlı kullanıyorlar. Özellikle korona sürecinden sonra uzman doktorlara telefon ile ulaşmak çok zor.

BEŞİNCİ GÜNDE GELEN ACİL MUAYENE

Bu bağlamda henüz tamamlanmamış bir doktor hikâyesini anlatayım. Geçtiğimiz ağustos ayında kendimi tuhaf hissettim. Kalp doktoru aramaya başladım. Zar zor buldum. Bana “öyle kafama göre gelemeyeceğim” söylendi. Acil kaydıyla, ev doktorundan sevk kâğıdı almam gerekiyordu. Sevkte “acil” yazsa da müdahale pek de acil olmadı. Doktora ancak 5. gün kabul edildim. “Acil olsam, beş günde beş kere ölmüş olmam gerekirdi” diye düşündüm.

Türk doktor hanım çok iyi bir hekimdi. “Damarlarınızda kireçlenme, kalp kapağınızda hafif kaçak var. Takibe alacağız. Tahlilleri yaptırın” dedi. İşi sağlama almak için hemen Türkiye’ye uçtum.

ALMANYA’DA YAŞAYANA HİZMETİ YOK

2019 yılından bu yana Almanya’da ikameti olan Sosyal Sigortalar Kurumu emeklileri farklı bir uygulamaya tabii. Alman sigortalarının baskısı ile Türkiye’de sağlık sigortası kapsamı dışında tutuluyorlar. Sadece “acil” servislere gidebiliyorlar.

Ben de emekli bir gazeteci olarak uçaktan iner inmez Haydarpaşa Siyami Ersek Kalp Hastanesi acilinin yolunu tuttum. Alman vatandaşı olmama rağmen TC kimlik numarası ile kaydımı yaptırdım. Kayıt, EKG, kan tahlili derken acilin kapısından girdikten 10 dakika sonra İstanbul’da uzman kalp doktorunun karşısındaydım. İki kez kan alındı, yakın gelecekte kalp sorunu yaşamayacağım doktorlar tarafından bildirildi.

YÜREK AĞRISI

Eve geldim. Almanya’dan Kırımlı Serdar arıyordu. Kırım Türkçesinin bütün inceliği ile “Ahmet Ağam, Türkiye’ye giderken yüreğiniz ağrıyordu. Doktora göründünüz mü?” dedi. “İnceliğine teşekkür ederim Serdar. Gittim doktora” cevabını verdim. Sabah 07.30’da bu kez Serdar gibi, Kırım’dan Almanya’ya gelmesine vesile olduğum Timur telefondaydı “Ahmet Ağabey, Serdar öldü” dedi.

Serdar ile daha 8 saat önce konuşmuştum. Türkiye’de okumuş ve savaş nedeni ile Almanya’ya yerleşmiş olan Serdar, sabah namazına kalkamamış. Ailesi uyandırmaya çalışmış. Kalp masajı filan derken, ambulans 20 dakikada gelmiş. Bu arada Serdar’ın beyin ölümü gerçekleşmiş.

Bu olay “yürek ağrımın” “yürek yarasına” dönüşmesine neden oldu. Beyni zedelenen Serdar 9 aydır komada. Tüm çevremi kullansam, çalmadık kapı bırakmasam da geçen süre içerisinde kendisine bir nöroloji raporu çıkartmak mümkün olmadı. Ne hastane ne de görüştüğümüz doktorlar, “Ne yapacaksınız ki bu raporu? Siz olsanız böyle yaşamak ister miydiniz?” diyerek üzerlerine düşeni yapacaklarına, beni sorguladılar.

AYLAR SONRA

Eylül ayında yapılan tetkikler sonrası yeni randevu almam 8 ay sürdü. Telefon ettim, mail attım, olmadı. Çaresiz, aynı doktorun hastası bir tanıdığım ile onun randevu saatinde muayeneye gittik. Doktor hanım ikimizi birlikte görünce güldü. Durumu anlattım, üzüldü. Bu kez bana geç kaldığımı, damarlardaki kireçlenmenin arttığını ve anjiyo olmam gerektiğini söylediler.

Doktora, “Sağlık durum böyle kötüye gitse, 8 ayda 8 kere 40’ım çıkardı” dedim. O zaman niçin oyaladıklarını sordum. Sorunun cevabı yoktu. Yeniden ver elini Türkiye. Siyami Ersek’ten acil bir durum olmadığı bildirildiği için, boyun ve kalp ağrıları nedeni ile bu kez Haydarpaşa GATA Nöroloji’ye gittim. Uzman doktor ücretini ödememi söylediler. Elim titreyerek vezneye gittim. Doktor ücretinin 8 Euro, tomografinin 30 Euro olduğunu duyunca inanın utandım. Almanya’da 8 Euro’ya sadece tramvaya inip binebildiğimizi düşündüm.

“Aynı gece sabaha karşı 04.00’te gelebilir misiniz?” dediler. Memnuniyetle kabul ettim. Almanya’da bırakın 24 saati, 24 günde bile tomografi şansım yoktu. Bu kez ücret ödemeden, aynı nöroloji mütehassısına sonuçları götürdüm; Boyun damarlarında daralma vardı.

Neden bilmiyorum, sevindim. Aylardır en az 10 doktora gitmiştim. Haydarpaşa GATA kesin sonucu söylemişti.

DÖRT GÜNDE TEŞHİS

“Dört ay sonra yeniden Türkiye’de olacağım. Ne gibi bir tedavi gerektiğini söylersiniz?” dedim. Genç doktor yüzüme baktı, “Ahmet Bey, kesin teşhis konulmadan uçağa binemezsiniz. Yeni tomografi ve sanal anjiyo yapılacak” dedi. Hafta sonu olmasına rağmen teşhis koydular. Ben uçağa binip Almanya’ya döndüm. Dört günlük süre zarfında tam beş doktor muayenesi, iki kan tahlili, iki tomografi, bir sonografi ve bir sanal beyin anjiyosu ile teşhise ulaştım. Sigortasız, özel hasta kabul edildiğim için toplam 7 bin Türk lirası, yani 140 Euro ödedim.

Türk vergi mükelleflerinin hakkına girdiğim için utandım.

Şimdi Almanya’da 29 Mayıs’ta doktor randevum var. Anjiyo olmalı mıyım, olmamalı mıyım, 10 aya yayılan muayene süresinin sonunda karar verecekler. Oysa ben Türkiye’de 4 gün içerisinde beklemeden sonuca bağladım.

VESVESEYLE DERT SAHİBİ OLURUZ

Kim ki Türkiye’ye bu konularda eleştiri yapıyorsa kötü niyetli olduğuna inanıyorum. Almanya’nın korona sürecinde nasıl kitlesel ölümlere ev sahipliği yaptığını yaşayıp gördük. Belediye doktoru telefonda “Ahmet Bey size tek tavsiyemiz, ne yapıp yapıp tabuta girmeyin. Ailenizden kimseyi de o tabuta sokmayın. Elimizden bir şey gelmiyor” dedi.

Türkiye’deki sağlık sistemi tabii ki bir “Mercedes” değil. Fakat Türkiye yurttaşlarına istediği doktora gitme ve seçme özgürlüğünü veriyor. Avrupa milyonluk, milyarlık tıbbi cihazları üretiyor. Lakin imkânları sınırlı bir ülke olan Türkiye tüm vatandaşlarını 24 saat içerisinde teşhisle buluşturuyor. Hiç olmazsa vatandaşlarımız doktor kibrinden, kahır sahibi olup hastalanmıyor. Biz Avrupa’da hasta olmasak da evhamla, vesveseyle dert sahibi oluyoruz.

GURBETÇİLERİN EN BÜYÜK KORKUSU

Alman hastaneleri daha oturmuş. Kullanılan cihaz ve malzemeler Türkiye ile mukayese edilemez derecede değerli. Bina kalitesi, genel potansiyel farklı. Almanya tarifsiz bir zenginliğe sahip. Fakat, doktor insanı şefkate, merhamete muhtaç bir hasta olarak görmüyorsa, ne anladım ben o sağlık sisteminden?

Gurbette yaşayanların en büyük korkusu ülkeye uçağın altında, kargoda geri dönmektir. “Beni Türk doktorlarına emanet edin” sözü var ya. Son yıllarda yaşadıklarımızı dikkate alarak bir adım daha ileri gidelim. Göçler, Bosna, Kafkasya, Suriye ve Kırım’daki savaşlar, sürgünler gurbetteki insanlarımızı ve soydaşlarımızı öyle bir duruma getirdi ki… İnsanlarımız artık “Beni Türkiye’nin toprağına emanet edin” der oldu. Zira büyük bir savaşın eşiğinde olduğumuzu düşündüğümüz dönemde sadece Türkiye Türkleri değil, farklı ülkelerden Avrupa’ya gelen soydaşlarımız da ailelerinin ve kendilerinin bedenlerini Türkiye toprağına emanet etmek istiyorlar.

REKLAM ALANI
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ